Yanı başımızdaki gerçek ‘canavarlar’ 

Efnan Atmaca – Evrensel tiyatro dünyası biçimsel arayışlar içinde olsa da, gelişen teknoloji sahneye en doğru şekilde entegre edilmeye çalışılsa da, tüm disiplinler birleşip yeni bir dil kurma çabasına girse de ortada iyi metin yoksa hiçbiri işe yaramıyor. Uzun lafın kısası iyi bir oyun için her şeyden önce iyi metin gerekiyor. “Canavar” da işte o iyi metin örneklerinden biri. Oyunun yazarı ve yönetmeni Tunç Şahin. Oyuncular Tülin Özen, Gülçin Kültür Şahin ile Hakan Emre Ünal. 

Sahne Tülin Özen ile Gülçin Kültür Şahin’in canlandırdığı iki kardeşin günlük, rutin konuşmalarıyla açılıyor. Sıradan bir güne tanıklık ediyorsunuz onlarla birlikte. Yazar kuzenlerinin yaşadıkları küçük kasabaya imza günü için geldiğini ve onları da ziyaret edeceğini öğreniyoruz. Hem memnunlar bu ziyaretten hem de tedirgin. Aile içinde çekişmeler, huzursuzluklar ve sorunlar olduğunu o ikircikli konuşmalardan öğreniyoruz önce. Sonra kuzen geliyor ve halı altına süpürülmüş, hasır altı edilmiş, unutulmaya bırakılmış tüm o sırlar bir bir dökülmeye başlıyor. Sohbet tatlı anılarla başlıyor önce. Müjgan Hala’nın yemekleri lezzet katıyor hatta onun meşhur yemeği ‘kapama’yı yapmaya karar veriyorlar birlikte. Yazar kuzenin anlatmak, sormak istediği bir şey var. Küçük kız kardeş içindekileri paylaşıp rahatlamak istiyor. Abla ise ketum. Sanki kilit vurmuş tüm geçmişe, mazallah o kilit bir açılırsa parçaları kendi bile toplamaktan korkar gibi. 

Parmak sallayan akrabalar 

Yazar kuzen konuyu evirip çevirip istediği yere getiriyor: Aile içi taciz. Eniştelerinin yaptığı taciz, istismar. Küçük kardeş uğradığı tacize susmamış, hakkını korumuş ama kimse yanında durmamış. Hatta suçlamışlar onu. Yaşadığı o yalnızlık tüm geleceğine mal olmuş. Yarım bırakmış hayatı, kenara çekilmiş, yandan izlemiş. Yazar kuzen ise örtülmüş, unutulmuş anılarla hesaplaşmak isterken bununla nasıl baş edeceğinden emin değil. Üç kuzen böylesi zor bir sorgulamanın içine giriyorlar. Onlar küçükken annelerin, dayıların, teyzelerin, halaların, eniştelerin, yengelerin parmak sallayarak ‘şişt’ diye susturduğu tüm birikmiş sözcükleri, duyguları döküveriyorlar ortaya.  

Tacizi yapanın suçu belli de peki bildiği hâlde suskun kalanlar! Dahası mağdurlara suskun kalmayı salık verenler. Ne uğruna örtülüyor bunlar? Kol kırılır, yen içinde kalır diye mi? Yoksa el âleme rezil olamamak için mi? Peki neye mal oluyor bu suskunluk? Geçmişte çifte mağduriyet yaşayan, tacize uğrayan ve bu tacizin suçlusu kendi gibi hissettirilenler sonrasında hayata nasıl tutunuyor? Tutunabiliyor mu sahi, dışarıdan seyredip kendilerine bir yer bulamıyorlar mı “koca yaşlı şişko dünyada”? Şahin’in metni bu soruları ortaya atıyor. Cevapları elbette seyirciye bırakıyor. 

Metin güçlü, iniş-çıkış yerleri öylesine belirgin ki nefes almadan seyrediyorsunuz “Canavar”ı. Metnin gücünü ortaya çıkarmak elbette oyunculara düşer.  

Tülin Özen, Gülçin Kültür Şahin ile Hakan Emre Ünal dengeli, su gibi akan oyunculukları bu destekten fazlasını veriyorlar. Onların samimiyetine teslim ediyorsunuz kendinizi. Acılarına, kızgınlıklarına, çabalarına, umutlarına, pişmanlıklarına ortak oluyorsunuz. Metin çok gerçekçi. Yaşanan trajediden kahraman yaratmak ya da dünyayı değiştirmek gibi bir derdi yok. Zaten gücünü de bu gerçekliğinden, samimiyetinden ve iddiasız görünen iddiasından alıyor. 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*